Ann S. Stephens’in yazdığı “The Indian Queen”, muhtemelen 19. yüzyılın ortalarında kaleme alınmış bir tarihi romandır. Hikaye, Amerikan yerli kabilelerinin erken dönemlerinde geçmektedir ve yarı beyaz, yarı Kızılderili olan Mahaska adlı kadının Seneca kabilesi içinde güç kazanma sürecini anlatmaktadır. Kabul görme ve otorite mücadelesiyle, algılanan haksızlıkların intikamını almak ve kabileyi kontrol altına almak için gösterdiği acımasız hırs, bu hikayenin temel gerilim kaynağıdır. Romanın başında, Seneca Gölü’nün kenarındaki bir toplantıda bir araya gelen Iroquois kabilelerinin meclisine tanık oluruz; Mahaska, bazı geleneksel liderlerin karşı çıkmasına rağmen etkisini göstermeye çalışır. Gerilim arttıkça, komşu bir kabile olan Delawares’a karşı savaş açma arzusu da onun hırsını daha da körükler. Kendisine saygısızlık eden düşmana karşı gösterdiği cesur eylemler sonucunda Mahaska hem bir peygamber hem de bir kraliçe olarak ortaya çıkar; ancak acımasızca güç kazanması, kocası Gi-en-gwa-tah ile olan ilişkisini bozar ve kabilesinin bağlılıklarını Fransızlardan İngilizlere kaydırmak için daha karanlık planlar yapmasına yol açar. Romanın ilk bölümleri, okuyucuyu derin bir tarihi bağlam içindeki güç mücadeleleri, doğaüstü inançlar ve kişisel dönüşümlerle buluşturur.