Hulbert Footner’ın “Dışarıdan Gelen Kadın” adlı romanı 20. yüzyılın başlarında yazılmıştır. Kanada’nın kuzeyindeki muhteşem ve gizemli manzaralarda geçen hikaye, Fort Enterprise’de yaşayan yerel topluluğu hayran bırakan ve rahatsız eden yeni bir doktorun varlığı etrafında döner. Anlatı, karakterleri tanıtarak başlar ve onların soğuk, izole ortamlarıyla ilgili konuşmalarını ve beklentilerini vurgular. Kitabın başlangıcında, Fort Enterprise’de yaşayan yerel halk, postanın geç gelmesi ve Swan Nehri’nin ötesindeki keşfedilmemiş bir bölgede yaşayan gizemli Imbrie hakkındaki meraklarını tartışıyorlar. Kakisa Kızılderililerinin varlığı da toplulukta yeni bir değişiklik yaratırken, Imbrie’nin niyetlerinin ortaya çıkması özellikle tüccar John Gaviller olmak üzere halk arasında şüphe ve hoşnutsuzluk dalgalarına neden olur. Olaylar ilerledikçe, yeni gelen kişiyle ortaya çıkabilecek potansiyel bağlantılar ve gerilimler hakkında ipuçları verilir; bu da daha derin kişilerarası dinamikleri ve henüz açığa çıkmamış sırları öngörür. Böylece kitabın başlangıcı, vahşi doğada yaşanan maceralarla birlikte insan ilişkilerinin ve topluluğun bilinmeyene verdiği tepkinin de incelendiği etkileyici bir hikaye atmosferi yaratır.