John Burroughs’un “The Breath of Life” adlı eseri, 20. yüzyılın başlarında yazılmış ve yaşamın doğası ile kökenini inceleyen felsefi bir çalışmadır. Kitap, canlı ve cansız varlıklar arasındaki ilişkiye derinlemesine dalar; canlılık, kuvvet ve varoluşun temel gizemleriyle ilgili konuları ele alır. Burroughs, yaşamın felsefi ve bilimsel yönlerini tartışırken sık sık idealizm ile natüralizmi karşılaştırır ve canlı varlıkları yöneten süreçleri aydınlatmayı amaçlar. Eserin başlangıcında, yaşamın sonuna yaklaşılırken onu çevreleyen gizemler üzerine düşünen Burroughs’un derinlemesine ve meditatif bir üslubu hemen hissedilir. Bahçesindeki yabani otların direnci gibi doğadaki basit gözlemleri düşünürken de derin sorular ortaya koyar. Burroughs, yaşama dair mekanik açıklamaları, doğal dünyayı canlandıran ve tarif edilemez bir güç olarak görülen bu “yaşam kuvveti”yle karşılaştırır. Bilimsel görüşleri kişisel ve felsefi yorumlarla uyumlu hale getirme zorluğunu dile getiren Burroughs, sonraki bölümlerde biyoloji, canlılık ve varoluş konularında derinlemesine bir inceleme yapılmasının zeminini hazırlar.