Alix de Lamartine’in “El Manuscrito de mi madre” adlı eseri, 20. yüzyılın başlarında kaleme alınmış kişisel bir anlatıdır. Metin, yazarın annesinin düşüncelerine ve yazılarına odaklanıyor gibi görünmekte; tarihsel çalkantılar ortasında onun yaşamına, değerlerine ve deneyimlerine bir bakış sunmaktadır. Başlıca karakter, yazarın annesi Alicia de Roys’tur; onun ailesine olan derin bağlılığı ve Fransa’daki çalkantılı dönemlerde değişen kimliği eserin merkezinde yer alır. Bu el yazmasının başlangıcı, anlatıcının Ölüler Günü’nde yakında gömülü bulunan annesinin kaybını düşünmesiyle yas ve anma havası yaratır. Anlatıcı, ailesine ve geçmişe dair anılarla dolu, çocukluğunun tanıdık manzaralarında dolaşır. Bu düşünceler doğayla iç içe geçerek değişen mevsimlerin güzelliğini ve hüznünü, ayrıca kaybın kaçınılmazlığını vurgular. Anlatıcı, şimdiki zamanın oyalayıcı unsurları ile hayata veda etmiş kişilere duyduğu derin duygusal bağlar arasında bocalarken, aile bağlarını ve bireysel mirası içtenlikle ele alacak bir anlatının zeminini hazırlar.