George Sand'ın “Lélia” adlı eseri, 19. yüzyılın ortalarında yazılmış bir romandır. Eser, çevresindekilerde hem hayranlık hem de korku uyandıran karmaşık bir figür olan Lélia karakteri aracılığıyla aşk, inanç ve varoluşsal acı gibi derin temaları işler. Anlatı, kuşku ve ahlaki belirsizlik karşısında insan ruhunun mücadelelerini derinlemesine ele alıyor gibidir. Romanın başında önsöz, George Sand'ın, önceden belirlenmiş bir plan olmadan yazdığı ve kendi düşünceleri için tasarladığı “Lélia”nın yaratılışına ilişkin içe dönük düşüncelerini ortaya koyar. Anlatı, hem hayranlık hem de dehşet uyandıran Lélia'nın esrarengiz ama büyüleyici doğası karşısında genç bir şairin yaşadığı çalkantıyla açılır. Bu şair, Lélia'nın özü, mistik nitelikleri ve görünüşe göre gündelik dünyadan derin kopukluğu hakkındaki sorularla boğuşur. Hikâye ilerledikçe Lélia'nın yalnızca ruhsal özlemin güzelliğini değil, aynı zamanda kimlik ve inançla sancılı bir hesaplaşmayı da taşıdığı sezdirilir. Onun aşkınlık arayışlarıyla köklü umutsuzluğu arasındaki gerilim, merkezi bir temaya dönüşerek varoluşçuluğu ve insan ilişkilerinin karmaşıklığını incelemeye zemin hazırlar.