Édouard Laboulaye’nin “Paris en América” adlı eseri, 19. yüzyılın ortalarında yazılmış bir satirik romandır. Hikaye, Parisli bir doktor ve spiritüalist olan Daniel Lefebvre’nin, tuhaf bir medyum olan Bay Jonatás Dream tarafından farkında olmadan Fransa’dan Amerika’ya taşınmasıyla başlar. Kitap, Paris ile Amerika arasındaki kültürel farklılıkları mizahi bir dille ele alır ve yeni bir ülkede siyaset, toplum ve kişisel kimlik arayışı gibi konulara değinir. Romanın başında Lefebvre, Bay Jonatás Dream tarafından düzenlenen bir spiritüalizm seansına davet edilir. Meraklı ancak şüpheci olan Lefebvre, oradaki spiritüalistlerin geçmişteki ünlü kişilerle iletişim kurma girişimlerini gözlemler. Bay Dream’ın aşırı özgüveni, onu Lefebvre’yi –hatta tüm Paris’i– Amerika’ya taşıyabileceğini iddia etmesine yol açar. Dream tarafından verilen gizemli bir hapı aldıktan sonra Lefebvre, Amerika’daki dönüşmüş bir evde uyanır ve hem günlük yaşamın rahatlıklarıyla hem de kültür ve sosyal normlardaki farklılıklarla karşılaşır. Bu tuhaf başlangıç, Lefebvre’nin Amerikan toplumunu komik ve aydınlatıcı bir şekilde keşfetmesinin temelini oluşturur.