Albert Schweitzer’in “Uygarlığın Çöküşü ve Yeniden İnşası: Uygarlık Felsefesi” adlı eseri, 20. yüzyılın başlarında kaleme alınmış felsefi bir incelemedir. Eser, modern toplumun karşı karşıya bulunduğu krizi ele alır ve uygarlığın, etik temellerin ihmal edilmesi ve maddi, tarihsel ve teknik ilerlemeye aşırı önem verilmesi sonucunda içinin boşaldığını savunur. Schweitzer’in temel kaygısı, gerçek uygarlığın özünde etiğe dayanmasıdır; ona göre toplum, ancak sağlam etik ilkeleri yeniden tesis ederek hem bireylere hem de uluslara anlam ve umut kazandırabilir. Bu incelemenin başlangıcında Schweitzer, uygarlığın yalnızca savaş gibi yakın dönemdeki felaketler nedeniyle değil, temel etik düşüncenin uzun süredir ihmal edilmesi yüzünden de derin bir kriz içinde olduğu görüşünü ortaya koyar. Modern felsefeyi, uygarlığın gelişimine rehberlik etme rolünü terk ettiği; bunun yerine skolastik, parçalı ve acil ahlaki sorulardan kopuk bir hâle geldiği için eleştirir. Schweitzer, tarihsel, ekonomik ve örgütsel değişimlerin bireysel özgürlüğü, özdüşünümü ve insanlığı nasıl azalttığını; bunun da aşırı uzmanlaşmaya, bağımsız ahlaki yargının yitirilmesine ve bireysel kişiliğin kitlelerin görüşlerine ve kurumsal yapılara boyun eğmesine yol açtığını izler. Gerçek uygarlığın kişisel etik, sahici maneviyat ve bireysel dönüşüm gerektirdiğinde ısrar eder; bunlar olmadan kurumlarda ve maddi alanlarda kaydedilen ilerlemenin boş, hatta yıkıcı olduğunu savunur. İlk bölümler, temel tezinin dayanaklarını oluşturur: uygarlığın yeniden inşası, hem bireysel hem de kolektif düzeyde düşünsel ve etik bağlılığın yeniden canlandırılmasına bağlıdır.