Guglielmo Ferrero’nun “La tragedia della pace: Da Versailles alla Ruhr” adlı eseri, 20. yüzyılın başlarında yazılmış siyasi makaleler ve tarihsel analizlerden oluşmaktadır. Eser, Birinci Dünya Savaşı sonrasındaki Avrupa’daki gelişmeleri incelemekte ve eski monarşilerin çöküşünün yerini güç kullanımı, cezalandırıcı tutkular ve çelişkili hedeflerin aldığını savunmaktadır. Tazminatlar, silahsızlanma, değişen sınırlar ve Milletler Cemiyeti’nin yerine getirilemeyen vaatleri gibi konular aracılığıyla Versailles Antlaşması’na eleştirel bir bakış sunan eser, Wilson’un idealizmini Clemenceau’nun güç politikalarıyla karşılaştırmaktadır. Kitabın asıl odak noktası, açık ilkeler olmadan yapılan bir barışın Fransa’dan Ruhr bölgesine kadar süregelen çatışmaları nasıl körükleyebileceğidir. Ferrero’nun tezi şu şekildedir: Savaş, Avrupa’nın monarşik düzeninin yıkımıyla sonuçlandı; ancak zafer kazananlar, kin ve “sınırsız güç hayali” tarafından yönlendirilerek bunun yerine sağlam ilkeler koymayı başaramadılar. Böylece otoritenin yok olduğu yerlerde güç hüküm sürmeye devam etti. “Le baionette e l’idea” adlı bölümünde Ferrero, bu savaşı “bir fikri arayan milyonlarca mızrak” olarak nitelendirerek, 1848’de verilen vaatlerin çarpıtılmış bir şekilde yeniden ortaya çıktığını ve kurumların ile sınırların yeniden inşa edilmediği takdirde barışın kaos olacağını uyarır. Clemenceau’nun gerçek uluslararası güvencelere değil, silahlara ve ittifaklara olan bağımlılığını eleştiren Ferrero, kalemle kılıcın yer değiştirmesi gerektiğini vurgular. Paris’ten yaptığı gözlemlerde tazminat konusundaki takıntıyı, çelişkili hedeflerin yol açtığı karmaşayı ve Almanya’nın silahsızlandırılmasıyla aşağılanmasının tehlikelerini belirtir. Avrupa’nın dış politikasını “yeni bir bebeklik dönemi” olarak nitelendiren Ferrero, Viyana’nın sağlam meşruiyetini Napolyon döneminin doğaçlamalarıyla karşılaştırır; Avrupalıların Amerika’dan sonsuz “mucizeler” beklemesini eleştirir ve Rusya ile Almanya gibi büyük güçlerin barış sürecindeki etkisine dikkat çeker.